Muhsin Yazıcıoğlu’nun Şahsiyet Mimarı: “Cemal Amca”
Türk Dil Kurumu sözlüğü, ‘şahsiyet’ ve ‘kişilik’ kelimelerini özdeş görmüş ve ‘kişilik’ kelimesine “Bir kimseye özgü belirgin özellik, manevi ve ruhsal niteliklerinin bütünü; şahsiyet”[1] anlamını yüklemiştir. İnsan şahsiyetinin oluşumunda doğuştan getirilenlerin yanı sıra çevre ile etkileşim sonucu kazanılan özelliklerin de etkisi vardır. Bu minvalde İmamı Gazali, insan tabiatının, bir anlamda şahsiyetinin ‘rabbâniyet’, ‘behîmiyet (hayvâniyet)’, ‘sebûiyet’ ve ‘şeytâniyet’ olarak isimlendirilen dört unsurdan oluştuğunu vurgular. Bu unsurlardan rabbâniyet bağımsızlık, üstünlük, başarılı olma, engelleri aşma, amacına ulaşma, önder olma, sevilme ve beğenilme gibi istek ve eğilimlerin çıkış kaynağı; behîmiyet beslenme, boşaltım, teneffüs, cinsellik gibi fizyolojik ihtiyaçların tatmini yönündeki davranışların esası (şehvet) anlamına gelir. Sebûiyet öfkelenme, saldırma, tahrip etme gibi davranışların kaynağı (gazap gücü); Şeytâniyet ise aldatma, hile yapma, kötülüğü iyilik gibi göstermeye çalışma, akıl ve düşünceyi kötülük yolunda kullanma eğilimleridir. [2]
İnsan, yukarıda vurgulanan dört temel unsuru öz benliğinde duygu, düşünce ve eylem boyutlarıyla olması gereken düzeye çıkarmayı başardığı oranda bir şahsiyet kazanır. Yalnız bu durum, yazıldığı ya da söylendiği kadar kolay değildir. Dikenli ve de uzun soluklu bir yolu yürümeyi zorunlu kılar. Bu nedenle olsa gerek çoğu insan bu yola çıkmayı göze alamaz; çıkmayı göze alanların büyükçe bir kısmı yolda kalır; çok azı ise menzile ulaşır ki bu şahsiyetler o toplumun lider kumaşı olan şahsiyetleridir. İşte merhum şehit Muhsin Yazıcıoğlu da tarihin akışı içerisinde Türk milletinin bağrından çıkmış emsal alınası yüzlerce lider şahsiyetten birisidir.
İnsanın şahsiyetinin oluşumunda çevresinin, hukuku olan kimselerin tesiri kaçınılmazdır. Bu hususta, Muhsin Yazıcıoğlu’nun şahsiyetinin oluşumunda, ortaokul yıllarında başlayan ve vefat ettiği 24 Eylül 1980 tarihine kadar yakın bağının olduğu “Cemal Amca” ismiyle bilinen Cemal Bölücek’in etkisi bilinmektedir. Bu ilişki o derece yakındır ki dışardan bakanlarca Muhsin Yazıcıoğlu onun çocuklarından birisi olarak görülmüştür.
Peki, kimdir Cemal Bölücek (Cemal Amca) ve Muhsin Başkan ile ilişkisi ne zaman, nerde başlamış ve nasıl sürmüştür? Cemal Amca aslen Sivas’ın Gürün ilçesi, Akdere Köyü’nden olup sonradan Şarkışla’ya taşınmıştır. Muhsin Yazıcıoğlu, oğlu Hasan’ın ortaokul yıllarından arkadaşıdır. Muhsin Yazıcıoğlu, o dönemde okula Şarkışla ilçesine yaklaşık 7 km’lik mesafede bulunan Elmalı köyünden yaya olarak gidip gelmektedir. Kimi zaman olumsuz hava şartları nedeniyle derse geç kaldığı da olmaktadır. Bir gün üstü başı toz, toprak ve çamurlu bir şekilde derse geç girmesine ölçüsüz tepki gösteren öğretmeninin “Çık dışarı, geç kalan sınıfa giremez. Hem bu ne hal, Amerikalı at hırsızlarına benzemişsin!” tarzındaki azarına Muhsin Yazıcıoğlu “Ben Amerikalı değilim, Türkoğlu Türküm!” cevabını verecektir. Hasan da şahit olduğu bu olayı ve sonrası gelişmeleri babası Cemal Amca’ya anlatacak ve arkadaşının her gün köye gidip gelmektense kendilerinde kalıp kalamayacağını soracaktır. Cemal Amca da “Olur oğlum, al getir, bizde kalsın. O da sizin kardeşiniz olur.” diye cevap verince Cemal Amca ile Muhsin Yazıcıoğlu ilişkisi başlayacaktır.
Cemal Amca ile Muhsin Yazıcıoğlu ilişkisi nasıl bir ilişkiydi? Bu ilişki, her iki tarafın en yakınında olan Cemal Amca’nın oğlu Hasan’ın gözünden şu şekilde anlatılmıştır: “Ülkücü camianın Cemal Amca’sı olan babam tasavvuf çizgisinde yetişen, manevi ilimleri olan bir zat idi. Bize İslamî ilimler hakkında bilgiler verir, kıssalar anlatır, dinî ve millî meselelerde nasihatlerde bulunurdu. Babam, Muhsin Başkanın manevi hocası gibi onu hep korur, özel eğitimlerden geçirirdi. Onu gölge gibi takip ederdi.”[3]
Muhsin Yazıcıoğlu’nun annesi Fidan Yazıcıoğlu’nun Cemal Amca hakkında söyledikleri de ilişkinin düzeyini göstermesi bakımından önem arz eder: “Cemal Hoca vardı burada, derin biriydi. ‘Ben Muhsin’i çok seviyorum. İki oğlumla beraber, bizimkilerle beraber okusun.’ derdi. Çarşıda yanına verdik, beraber okurdular. Cemal Hoca çok iyi bir adamdı, çocuklarından ayırt etmezdi.”[4]
Cemal Amca ve Muhsin Yazıcıoğlu ikilisini en yakından tanıyan şahsiyetlerden birisi olan Lütfü Şehsuvaroğlu, bakın Cemal Amca’yı nasıl anlatıyor:
“Cemal Amca, 1980 öncesi idealist genç kuşağın amcası değil aslında yol arkadaşı. Sivas işi kasketli, sakalsız, bıyıksız bir cinci hocaydı. Evet, cinleri vardı. Onlarla bazı geceler görüştüğüne bizzat şahit oldum. Ama o bu gücünü hiçbir zaman diğerleri gibi basit emeller uğruna kullanmadı. Cemal Amca ile tarikatların zikir toplantılarına da katılır, sonrasında da aramızda ’Şu şeyh boş, öbürü şöyle, bu böyle diye’ değerlendirme yapardık. Toplantılarda bazen protokolün birinci sırasına oturur, bazen kapıda, handiyse nöbet tutardı. Çocuğu yaşındaki teşkilat başkanlarına sırf başkan diye saygı gösterirdi. Kimileri de ondan ürkerdi.”[5]
Cemal Amca ile Muhsin Yazıcıoğlu arasındaki yakınlık o derece ileriydi ki dışarıdan bakanlar onları baba-oğul sanırlardı. Özellikle Muhsin Yazıcıoğlu’nun Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı döneminde Cemal Amca’nın sıklıkla yanında gözükmesi babası olarak değerlendirilmesine yol açmıştır. Lütfü Şehsuvaroğlu, bu yakınlığı ve Cemal Amca’nın manevi yönünü şöyle nakletmektedir: “Cemal Amca’nın oğlu Hasan Bölücek’tir. Ancak Ocak Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun sık sık yanında gözüktüğünden çoğu kimse Cemal Amca’yı onun babası zannederdi. Cemal Amca o kadar Başkanla ilgilenirdi ki oğluna sıra gelmezdi. O nazarımızda kasketli, sakalsız bir hoca idi. Onu, elinde hep bir gül dalıyla tahayyül ederdim.”[6]
Şehsuvaroğlu, Cemal Amca ile Muhsin Yazıcıoğlu’nun ileri düzeydeki yakınlığını ve Cemal Amca’nın maneviyatını “Gidişatın Destanı” adını verdiği şiirinde şöyle resmetmiştir:
“Cemal Amca doğruluğun yasan mı
Senin oğlun Muhsin midir, Hasan mı
Cemal Amca gül ağacı asan mı”
…..
Cemal Amca ocak ocak gezerdik
Dergâhlarda dervişleri süzerdik
Karakışta soğuk suda yüzerdik” [7]
Cemal Amca’nın Muhsin Yazıcıoğlu’nun şahsiyetinin şekillenmesine yaptığı katkılar ön planda olmakla birlikte onu fiziki bazı tehlikelerden koruduğu da bir vakıadır. Bu olgunun ispatı, Muhsin Yazıcıoğlu, Hasan Bölücek ve bir arkadaş grubunun liseli yıllarda Sivrialan yakınında, Kızılırmak kenarında kurdukları kampta yaşadıkları bir hadisedir. Olayın gelişimini Hasan Bölücek şu şekilde aktarmaktadır:
“Kızılırmak kenarında eğitim kampı kurduk. Kuş ve balık avlayarak karnımızı doyuracak, yiyecek bulamazsak aç kalacak, spor yapacaktık. Kamp esnasında Muhsin Yazıcıoğlu Kızılırmak’a balıklama atladı ama bir türlü çıkamadı. Hepimiz çok telaşlandık. Bir süre sonra el girecek kadar kafası yarılmış olarak suyun üstüne çıktı. Ne yapacağımız şaşırmıştık. Çok şiddetli bir kan kaybı vardı. Kanı durdurmak için gayret ediyor ama bir türlü durduramıyorduk. Acil yardım çantası yoktu. Çaresizlik içinde kıvranırken bir anda elinde bir çantayla babam çıkageldi. ‘Çocuklar! Siz şöyle kenara çekilin! dedi. Çantayı sakin bir şekilde açtı, içinden lazım olan tampon, sargı bezi, dezenfektan ve merhem gibi tıbbî malzemeleri çıkardı. Önce yarayı temizleyip başından akan kana tampon uygulayarak kanın akmasını durdurdu. Açık yarayı kapattı. Kan durmuştu ama bu kez de çene altı şişmişti. Kan oraya toplanmıştı. Babam, o şişen yeri de bir neşterle kesip biriken kanı akıttı. Sonra ağrı kesici antibiyotik içirdi. Bizim endişeli ve korkulu bakışlarımız arasında Muhsin Yazıcıoğlu’nu iyileştirdi.”[8]
Cemal Amca’nın Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarını fiziken koruma çabasına dair başka bir hadiseyi yine Hasan Bölücek nakletmektedir:
“Babam, bir Ankara ziyaretinde gömleğin, kazağın altına giyilen iki içlik getirmişti. Bunlar üzerlerinde kare kare ayetlerin yazılı olduğu içliklerdi. Birini Muhsin Yazıcıoğlu’na diğerini de Hasan Çağlayan’a giydirmiş, ‘Bunları giyeceksiniz, üzerinizden hiç çıkarmayacaksınız’ diye de tembihlemişti. Bunun koruma maksatlı bir giysi olduğunu anlamış ve ‘Bana neden giydirmedi?’ diye çok üzülmüştüm. Ben Hacettepe’de okuyordum ve Hacettepe güvenlik açısından daha sıkıntılı bir yerdi. Babama, ‘Baba, bana niye yok?’ dedim, o da ‘Oğlum sen korunuyorsun.’ cevabını verdi. Sonra yaşadığım farklı olaylarda anladım ki gerçekten korunuyordum.”[9]
Cemal Amca’nın bu gayretleri önemli olmakla birlikte asıl önemli olan Muhsin Yazıcıoğlu’nun şahsiyetinin gelişimine yapmış olduğu katkılardır. Bunların en önemlilerinden bir tanesi Cemal Amca’nın Muhsin Yazıcıoğlu’nu, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı’na seçildiğinde tabi tuttuğu imtihandır. Muhsin Yazıcıoğlu bu imtihanı başarmış ve genel başkanlık koltuğuna öyle oturmuştur. Bu olayı dönemin Ülkücü Gençlik Derneği Balıkesir İl Başkanlığı yapan Şinasi Çağatay’dan iki kez teyit ettirerek yazdığını ifade eden Yusuf Akgül şöyle nakletmektedir:
“Muhsin Yazıcıoğlu, Ülkü Ocakları Genel Başkanlığı görevine seçildikten sonra, daha başkanlık koltuğuna oturmadan; Cemal Amca, O’na der ki:
“Oğlum Muhsin! Şimdi derhal Sivas’a gideceksin. Yüz bin lira bulup bana getireceksin.”
O zamanın şartlarında yüz bin lira çok büyük paradır. Hele ki bir öğrencinin bulması çok zordur.
Muhsin Başkan: “Cemal Amca, ben bu parayı nasıl bulurum!” dese de, derdini anlatamaz. Çaresiz Sivas’a gider. Amca, dayı, hala, teyze, eş-dost derken parayı denkleştirir. Bir kese kâğıdının içine koyar, sözleştiği şekilde kendisini Ocak Genel Merkezinde bekleyen Cemal Amca’ya getirip verir parayı. Ancak Cemal Amca’nın istekleri henüz bitmemiştir. Bu kez de;
“Evladım Muhsin, bu parayı alıp Gölbaşı’na gideceksin. Barajın sularına serpeceksin, arkana bakmadan dönüp geleceksin.”
Muhsin Başkan bunu da yapar. Kese kâğıdındaki paraları barajın sularına fırlatır, arkasına bakmadan dönüp gelir. Cemal Amca yine Ocak Genel Merkezinde, başkanlık odasının kapısında onu beklemektedir.
“Evladım Muhsin, şimdi odana geç! Yerde saçılmış paralar var, onları da bir güzelce çiğne. Sonra koltuğuna otur… Allah mahcup etmesin. Yüzünü kara çıkarmasın.”[10]
Gelişmeler, Cemal Amca’nın Muhsin Yazıcıoğlu’nu Şarkışla’dan itibaren manevi koruması altına aldığını; onun Ankara’ya gidişiyle birlikte Ankara’da da yalnız bırakmayıp, manevi rehberliğini ölümüne kadar sürdürdüğünü göstermektedir. Bunun en açık kanıtlarından bir tanesi Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte bir yıl ev arkadaşlığı yapmış olan Senail Özkan’ın Cemal Amca, Cemal Amca ve Muhsin Yazıcıoğlu ilişkisi hakkında yaptığı tespitlerdir.
“Ne zaman geleceği belli olmayan Cemal Amca’mızın bir gün ansızın peynir, bal, yağ ve bir sürü erzakla çıkıp gelmesi, akşamları sohbeti bal etmesi ve sabahları daima bize – ve de bize hiç çaktırmadan – ballı kahvaltı hazırlaması hayatın bize en güzel yadigârıdır ki asla unutamayız. Onu herkes; hocaların huzurunda titrediği, bürokratların ve akademisyenlerin kemal-i ciddiyetle ve saygıyla dinlediği Gürünlü Cemal Hoca diye tanırdı. Ama o bizim Cemal Amca’mızdı. Kur’an okur, Farsça şiirler okur, dualar eder ve hiç elinden düşürmediği Yunus Emre Divanı’ndan şiirler, ilahiler söyler ve bizi bilmediğimiz iklimlere götürürdü. Cemal Amca gerçek anlamda bir ruh mimarıydı. İnsanı iplik iplik çözen, taş taş ören, yapılandıran ve incitmeden en ince imalarla yönlendiren bir ermiş kişi, bir şahsiyet mimarıydı. Evet, o bizim Cemal Amca’mızdı, lâkin Muhsin Yazıcıoğlu’nun ruh rehberiydi. Ona olan sevgisi, ilgisi ve muhabbeti farklıydı. Onunla başka iklimlerde buluşurdu.”[11]
Cemal Amca Muhsin Yazıcıoğlu ilişkisine tanıklık eden diğer bir şahsiyet ise Muhsin Yazıcıoğlu’nun en yakınında duranlardan, Mahir Damatlar’dır. Damatlar, bu ilişki hakkında şu değerlendirmeleri yapmıştır:
“Başkan’ın (Muhsin) değer verdiği, hayatında çok önemli yer kaplayan vefalı dostları vardı. Bunlardan biri de Muhsin Başkan’ın dilinden düşürmediği ‘Hoca’ lakaplı Cemal Amca’ydı. Muhsin Başkan’ın üzerinde emeği çoktu, onun okumasında payı büyüktü. Cemal Amca keşif sahibi bir insandı. Muhsin Başkan’ın evladı gibi görürdü. Gittiği yerlerde Başkan’ın aleyhinde sözler konuşmaktan hiç mi hiç çekinmezdi. Hatta İstanbul’a gittiğinde arkadaşlara, ‘Yahu sizin yaşınızdaki bir adamın peşinden niye gidiyorsunuz, sizden ne üstünlüğü var? gibi sorular sorardı. Arkadaşlar da ‘Dayı, sen işine bak!’ dediklerinde, Muhsin Başkan’a ‘İstanbul teşkilatı sağlam’ diye söylermiş. Aslında Cemal Amca’yı bizler de gördüğümüzde müthiş bir iç huzuru hissederdik.”[12]
Lütfü Şehsuvaroğlu, Cemal Amca’nın Muhsin Yazıcıoğlu’nun şahsiyetinin gelişimine katkısını kendisine sorulan “Muhsin Başkan’ın şiirle ünsiyeti neydi?” sorusuna verdiği cevapta örneklendirerek açıklamıştır:
“Olmaz mı var elbet. Ocak’ta birlikte çok Âşıklar Şölenleri düzenledik. Sosyal faaliyetlerimiz arasındaydı. Muhsin Başkan da saz çalardı eskiden. Fakat Cemal Amca adında bir amcamız vardı. Âdeta onun Edebali’si gibi. O bizim bekâr evimize sıklıkla gelirdi. Kendi oğluna serbest etse de Muhsin Başkana saz çalmayı yasaklamıştı. Onun gözünde ilerde Türkiye’nin lideri olacak adamdı ve eline saz almasını uygun bulmazdı.
Soğuk kış gecelerinde sokaktan “booozacıııı!” diye ses duyduğumuzda kapıya çıkıp bozacıdan boza alırdık. Muhsin Başkan da severdi bozayı. Fakat Cemal Amca, bozayı da yasakladı ona. Muhsin Başkan’ın çizgili bir defteri vardı. Aklına gelen güzel sözler ve/veya şiirleri oraya yazardı.”[13]
Muhsin Yazıcıoğlu’nun, doğrudan kendisinin Cemal Amca ile ilişkileri hakkında anlattıkları var mı diye baktığımızda yine ona en yakın isimlerden birisi olan Haşim Akten’e anlattıkları karşımıza çıkmaktadır. Haşim Akten, Muhsin Yazıcıoğlu’nun kendisine Cemal Amca ile ilgili iki hadiseyi anlattığından bahsetmektedir. Bunlardan ilki Cemal Amca’nın keramet ehli bir kimse olduğunun delili kabilinden bir olay ki şöyledir:
“Bak Haşim! Cemal Amca’yla Sivas Yurdu’nda oturuyoruz. Masanın, sandalyenin olmadığı, sadece bir ranzanın olduğu tek kişilik oda, orada oturuyoruz. Odanın penceresi dışarı değil ışıklığa bakıyordu. ‘Cemal Amca’, dedim. ‘Benim Ocak’taki odamda beyaz bir güvercin gördüm. Çok dikkatimi çekti.’ Cemal Amca ışıklığa bakan pencereyi açtı, elini uzattı. Eline beyaz bir güvercin kondu. Bana doğru uzatarak, ‘Bu muydu Muhsin’im?’ dedi. Evet, Cemal Amca, bu güvercindi, dedim.”[14]
Haşim Akten’in naklettiği ikinci hadise ise şu şekildedir:
“Bir gün Cemal Amca ile tahmin ediyorum geç bir vakitte başkanlık odasında oturuyoruz. Dedim ki, ‘Her gün onlarca şehit veriyoruz, manevi büyükler bize neden yardım etmiyorlar? Bu şehitlerimizi görmüyorlar mı? Cemal Amca bir süre sessiz kaldı. Bana baktı ve ‘Dur!’ dedi. Bir süre sonra genişçe başkanlık odasını bir uğultu kapladı. O uğultu esnasında Cemal Amca bana dönerek dedi ki ‘Muhsin’im demin söylediğini şimdi de söyle! Ben tekrar ettim. ‘Bu kadar arkadaşımız şehit oluyor, bize neden yardım etmiyorlar? Uğultu, uğultu, uğultu… Derken ses kesildi. Cemal Amca: ‘Ahh! Muhsin’im, Temizlenebilseniz.” dedi.[15]
Bütün bu yaşanmışlıklar Cemal Amca’nın yaşamı boyunca elini Muhsin Yazıcıoğlu’nun üzerinden hiç çekmediğini göstermektedir. Yaşamının son demlerinde – 12 Eylül askeri darbesinden on iki gün sonra vefat etmiştir – ihtilalin gadrine uğrayacaklarını hüzünlü bir şekilde içi yanarak Muhsin Yazıcıoğlu ve Hasan Bölücek’e söylemiştir. Olayı Hasan Bölücek şu şekilde nakleder:
“Muhsin Başkan,12 Eylül süreciyle birlikte arananlar arasına girince kaçak durumuna düştü. Bu dönemde bizim evde kaldı bir süre….Bizim evde, kendi odamızda neler yapıp edeceğimize dair konuştuğumuz esnada annem geldi. Üzgün bir halde, ‘Baban sizi çağırıyor, ağlıyor’ dedi. Tabii olarak endişelendik. ‘Hayırdır, ne oldu? diye ekledim ben. ‘Niye ağlıyor bilmiyorum, sizi çağırıyor’ dedi annem. Bir telaşla babamın yanına gittik. O ara ihtilal oldu, ihtilal bildirisi okunuyor Kenan Evren, ‘Bozulan millet düzeninin, nizamının… bilmem neyi…’ diye Muhsin Başkanla bildiriden ne çıkacağına dair kendi yorumlarımızı yapıyoruz. Bildiride ‘ devlet nizamı’ falan deyince Allah var ilk düşüncelerimiz olumlu yöndeydi. Bozulan ortamın düzelebileceğini düşünmüştük. Neyse, babam ağlamaklı bir vaziyette, ‘Gelin’ dedi. Yalnız babam hala ağlamaklı hatta ara ara gözyaşı döküyordu.
- Hayırdır.
- Oğlum çok kötü şeyler olacak.
- Ne diyorsun baba!
- Hepiniz çok çileler çekecek, sıkıntılar yaşayacaksınız.
Tabii ki biz şaşkın şaşkın babama bakıyoruz. Ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Devam etti. ‘Hele Muhsin’im’ dedi. Gözleri yine dolu dolu oldu, sesi titredi. ‘Bunlar size çok zulüm edecekler’ diye ekledi.
- ‘İhtilal bildirisinin içeriği çok kötü değil, biz de olsak buna benzer yazardık.’ diye karşılık verdik. Babam, bunun üzerine,
- Yok oğlum, öyle değil, keşke sizin düşündüğünüz gibi olsa ama durum maalesef öyle değil, dedi.”[16]
Cemal Amca, 24 Eylül 1980 tarihinde vefat etti ve Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları hakkında söylediği ‘çok zulüm göreceksiniz’ tespiti de sonraki yaşananlar ışığında noksansız tecelli etti. Cemal Amca’nın vefatının Muhsin Yazıcıoğlu tarafından öğrenilmesi süreci de oldukça dikkat çekicidir. Lütfü Şehsuvaroğlu anlatıyor:
“Yazıcıoğlu anlatıyor: ‘Rüyamda yolda gidiyorum. Kocaman bir kamyon üstüme doğru geliyor, beni ezecek. Fakat birden Cemal Amca kamyonun önüne dikildi ve kamyon ona çarptı. Ama Cemal Amca dimdik ayakta kaldı. Ağzının kenarından az bir kan aktı. Gecenin ikisinde kalktım, hemen Sivas’ı aradım. Telefona oğlu Hasan çıktı, ‘Cemal Amca nasıl diye sordum; İyi bir şeyi yok, dedi. O arada Cemal Amca’nın sesini duydum, ‘Arayan kim?’ diye sordu. Hasan da beni Sivas’a çağırır endişesiyle başka bir isim söyledi. Sonra yine yattım. Aynı rüyayı tekrar gördüm. Kalktım, Cemal Amca’yı aradım, telefona yine Hasan çıktı ve ‘Babamı biraz önce kaybettik’ dedi. [17]
Şehsuvaroğlu devam ediyor:
“ Ölüm haberini alır almaz İstanbul’dan otobüse atlayıp Sivas’a gidiyor. O, Sivas’a varmadan bir gün önce cenaze defnedilmiş. Otobüsten iner inmez kimseyi görmeden Cemal Amca’nın mezarını buluyor. Dua ediyor, mezarın çevresini güzelce düzenliyor. Cuma namazı sonrası oğulları mezarın düzenlenmiş olduğunu görünce Yazıcıoğlu’nun geldiğini anlıyorlar.”[18]
Evet, Muhsin Yazıcıoğlu Türk siyasi yaşamında sergilediği duruşu itibariyle bugünkü emsalleriyle kıyaslanmayacak derecede yüksek bir mevkie sahiptir. 14 yaşında Şarkışla Lisesi’nde başlayıp 55 yaşında Kahramanmaraş’ın Keş Dağları’nda son bulan mücadele yaşamında hep milletinin ve değerlerinin yanında durmuş; şahsi ikbal ve istikbal peşinde koşmamış; bir an bile kendisini düşünmemiş; vatanı, milleti ve değerleri dendiğinde gözünü budaktan sakınmamış; mağdur ve mazlumun dinine, etnik kimliğine, siyasi düşüncesine, cinsiyetine bakmayıp yanında yer almış; hesap adamı değil dava adamı olmuş; Allah (cc)’ın emri, Hazreti Peygamberin (sav) risaletinden gayrı mutlak hakikat tanımamış; Mehmet Güneş ağabeyimizin nitelendirmesiyle ‘Gül’ gönüllü, Hilâl bakışlı, turkuaz düşünceli, Hazreti Hamza (ra) duruşlu, Kürşad tabiatlı; ‘kâl’iyle ‘hâl’i arasında en küçük bir farkın ve çelişkinin bulunmadığı[19] serapa şahsiyet abidesidir.
Cemal Amca ile Muhsin Yazıcıoğlu arasındaki ilişki aslında Türk tarihine vakıf olanların yadırgayacağı bir olgu da değildir. Geriye doğru gidildiğinde Türklerin meşhur kağanı Bilge Kağan’ın yanı başında vezir Tonyukuk’un olduğu; Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a “Has Haciplik/Baş Danışmanlık” sıfatıyla Yusuf Has Hacip’in rehberlik yaptığı – ki bu uğurda yazdığı “Kutadgu Biliğ” isimli eseri bir şaheserdir – bilinmektedir. Yine Selçuklu hükümdarı, Anadolu’nun Türklere açılmasının mihmandarı Sultan Alparslan’a veziri Nizamü’l Mülk’ün desteği; Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in Şeyh Edebali’ye, Fatih Sultan Mehmet’in Molla Akşemseddin’e, Yavuz Sultan Selim’in Hasan Can’a yakınlıkları birer tarihi gerçekliktir. İşte 21. yüzyılın alpereni sıfatını her haliyle şahsında cem eden Muhsin Yazıcıoğlu ile Cemal Amca arasındaki hukuk da böylesi mukaddes bir bağdır ki muhtevasına ancak erbabının vakıf olabileceği, sonuçları itibariyle herkesin gıpta ile bakıp, örnek almaya çalışacağı bir muhabbet paydasıdır. Ruhları şâd olsun.
[1] Türk Dil Kurumu Sözlük, Şahsiyet ve Kişilik Kelimeleri, https://sozluk.gov.tr/, Erişim Tarihi:21.03.2025.
[2] Hayati Hökelekli, 2010, İslam Ansiklopedisi, Şahsiyet Maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı, İstanbul, 38.Cilt, s.297-298.
[3] Musa Avcı, Yusuf Koç, 2022, Pusudan Önce, Sırlar-Gerçekler-Hatıralar, Morena Yayınları, Konya, s.60.
[4] Abdulkadir Selvi, Erhan Seven,2010, İşkence Koğuşlarından Siyaset Meydanına Alperen, Nesil Yayınları, İstanbul, s. 141-142.
[5] Lütfü Şehsuvaroğlu, 2015, Ashâb-ı Kehf’in Delikanlısı, Hasret Yayınları, Ankara, s. 99. Şehsuvaroğlu, Cemal Amca’nın cinlerine tanıklık ettiği olayı şu şekilde nakletmektedir: “Yıl 1976 yahut 1977. Ben, Ali Uzunırmak, Cemal Amca ve Muhsin Yazıcıoğlu, Elmalı Köyü’ndeki evlerindeyiz. Gece uzunca bir sohbet yaptık. Tabii yoldan geldiğimiz için de yorgunduk. Gece herkes yatağına çekilirken Cemal Amca dışarı çıktı.Tek katlı ev,dört cephesi var. Gece üç suları. Cemal Amca’nın sesi bir bu yüzden geliyor, bir öte yüzden…Cinlerine bağırıyor: ’Tanımıyor musunuz? Bizim Muhsin!’. Sabah Fidan Teyze kahvaltı hazırladı. Hepimiz sininin başındayız. Cemal Amca’nın yüzü pancar gibi, kıpkırmızı. Yorgun, sanki bir savaştan çıkmış. Dedim ki: ’Cemal Amca, gece seni çok yordular.’ O, hepimizin uyuduğunu düşünmüş. Yakalanmıştı. Diğerlerine baktı, ses seda yok. Bana, sırrımızı sakla gibisinden işaret çakınca ben de ileri gitmedim.” Şehsuvaroğlu, a.g.e. , s.33-35.
[6] A.g.e. , s.100 (3 Numaralı Dipnot).
[7] Lütfü Şehsuvaroğlu, 03.07. 2007, Gidişatın Destanı, Ülkücü Dünya Görüşü Web Sitesi, https://www.ulkucudunya.com/index.php?page=destan-detay&kod=29, Erişim Tariki:22.03.2025.
[8] Musa Avcı, Yusuf Koç, a.g.e. , s.56-57.
[9] A.g.e. , s. 61.
[10] Yusuf Akgül, Beyaz Atlı Şehzade, https://groups.google.com/g/cihan-turk-olsun/c/92hnFePS0HA, Erişim Tarihi:23.03.2025 (Bu yazı www.sarkislaalperen.com’da yayımlanmışsa da siteye şu anda erişilememektedir.) Şinasi Çağatay, 1980 öncesi, tahminen 1977 yılında Muhsin Yazıcıoğlu’nun Cemal Amca’yla birlikte Balıkesir’e teşkilat ziyareti için gelip bir-iki gün kaldıklarını ve bu olayı o esnada öğrendiğini söylemektedir.
[11] Musa Avcı, Yusuf Koç, a.g.e. , s.75-76.
[12] A.g.e. , s. 110.
[13] Lütfü Şehsuvaroğlu, 25.03.2021, Sivil Direnişten Yanaydı, Diriliş Postası, https://www.dirilispostasi.com/sivil-direnisten-yanaydi-6810644, Erişim Tarihi:23.03.2025.
[14] Musa Avcı, Yusuf Koç, a.g.e. , s.165.
[15] A.g.e. , s. 165-166.
[16] A.g.e. , s. 64-66.
[17] Lütfü Şehsuvaroğlu, Ashâb-ı Kehf’in Delikanlısı, s. 101 (4 numaralı Dipnot).
[18] Lütfü Şehsuvaroğlu, Ashâb-ı Kehf’in Delikanlısı, s. 101 (4 numaralı Dipnot).
[19] Mehmet Güneş, 24.03.2024, Kabri Türk Milleti’nin Kalbinde Olan Bir Güzel İnsan: Cennetmekân Muhsin Başkan, Kırmızılar Web Sitesi, https://www.kirmizilar.com/kabri-turk-milletinin-kalbinde-olan-bir-guzel-insan-cennetmekan-muhsin-baskan/, Erişim Tarihi: 24.03.2025.