728 x 90

Huzur Evine Giden Yol Kreşlerden Geçer

Huzur Evine Giden Yol Kreşlerden Geçer

Huzur Evine Giden Yol Kreşlerden Geçer

Başlıkta kullandığım ifade ilk duyduğumda çarptı beni. Bu söylemin, vurucu olduğu kadar bazı zihinlere eleştirel tarzda tahrik edici geleceğini de kabul ediyorum. Haklı, haksız birçok eleştiri alacağımdan da eminim. Yazı dediğiniz şey zaten tam da bu nedenden dolayı kaleme alınıp, toplum ile paylaşılır. Sahipleneli az diye hakikati dile getirmekten vaz mı geçelim?
Bilgeler diyarı Anadolu’da “ne ekersen onu biçersin” türünden ifadeler diğer erdemli sözlerde olduğu gibi öylesine söylenmemiştir. Muhakkak hayata dair bir karşılığı vardır bu ifadelerin.
Kreşler ve huzur evleri hayatımıza hangi zaman diliminden sonra yoğunlukla dâhil oldular? Bununla ilgili araştırma yapıldığında kapitalizmin topyekûn üzerimize çullandığı yıllarla yüzleşeceğimizi tahmin etmek zor olmasa gerek.
Kapitalizm; tatmin olmayan, doymayan, daima tüketen, şükretmeyen insanlar oluşturmaya çalışır: Seküler kapitalist modern (!) insan. Varlığını bu türden insanların yaygınlaşmasına borçlu olduğunu bilir. Çünkü düşünmeden satın almak kapitalistçe bir tavırdır.
Dedeler ve nineler evin her odasına televizyon satmak isteyen üst aklın en büyük düşmanıydılar. Onların anlattığı hikâye ve masallar, çizgi film kanallarının en büyük rakibiydiler çünkü. Hatırlayanımız kaldı mı?
Kapitalizm; karşısında insan değil, köle görmek ister. Kölelerin daima ve bir öncekinden çok daha fazla tüketmesi onun varlık nedenidir. İnsanların daha fazla tüketmesi için ise çok daha fazla hatta nefes almadan çalışması gerekir. Kadın, erkek fark etmez. Herkes onun var oluşunu sürdürebilmesi için üretmek ve tüketmek zorundadır. Bu anlamda kapitalizmi medeniyetin kanını emen bir vampire çok rahatlıkla benzetebiliriz.
Kapitalizmin yaşam sözlüğünde “anne” diye bir şefkat abidesine yer yoktur. Sevgi, merhamet, vicdan ve inanç gibi değerlere yer olmadığı gibi.
Çarşıdan, pazardan merhameti ve huzuru satın alamazsınız. Kapitalizmin enstrümanlarını pazarlayan üst akıl sahipleri bunu bilirler. Bilirler ve gerçeklerin üstünü örtme yoluna giderler. Giderler çünkü bu gerçek fark edilirse can bulmaya çalıştıkları coğrafyalara gömüleceklerinin farkındadırlar.
Kapitalizmin en büyük düşmanı bu güzel topraklarda neşet eden Anadolu irfanıdır. Kadim kültürün hâkim olduğu topraklarda çocuklar dede ve ninelerin dizlerin diplerinde alırlardı ilk terbiyelerini. Ve evlatlarının ellerini sımsıkı tutarak teslim ederler emaneti sahibine.
Sevgi tahammül ister…
Bebeğe, çocuğa, yaşlı bir insana tahammül edilmesi gereken zaman dilimleri, günler ilerledikçe fazlalaşır. Buna sadece sevenler, karşılıksız sevenler katlanır.
Sırası gelmişken her okuduğumda burun direklerimi sızlatan bir anekdotu paylaşayım sizlerle:
Doksan yaşındaki bir babayı, kırk beş yaşında yöneticilik yapan oğlu ziyaret eder. Hal hatır sorulup, çoluk çocuktan konuşulduktan sonra oğul susar ve ayrılık vaktinin geldiğinin sinyalini verir adeta. Tam o anda pencerenin pervazına bir karga konar. Yaşlı baba kargaya gülümseyerek bakar ve oğluna sorar:
– Oğlum, bu nedir?
Oğul şaşkınlık içinde cevaplar:
– O, bir karga, baba.
Yaşlı adam kargaya bir kez daha bakar ve tekrar sorar:
– Bu ne oğlum?
Oğlu daha da şaşkın cevap verir:
– Baba, o bir karga.
Yaşlı adam üçüncü defa, dördüncü defa tekraren sorar aynı soruyu:
– Oğlum, bu nedir?
Oğlunun sabrı taşmıştır artık, sinirli bir ifadeyle:
– Baba, bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun? O, bir karga.
Baba, yüzünde eksik etmediği gülümsemeyle yerinden kalkar ve diğer odadan elinde bir defterle döner. Bir hatıra defteridir getirdiği. Yerine oturan baba defteri karıştırır ve aradığı sayfayı bulur. Sevgi dolu gülümsemesine devam ederek okumaya başlar:
– Bu gün, üç yaşındaki minik yavrumla salondaki koltukta otururken yanımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum, tam yirmi dört defa onun ne olduğunu sordu. Yirmi dördüncü kez soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim.
Baba budur.
İnanın budur.
Anne bunun da ötesindedir.
Şefkatte, merhamette, sevgide ve daha nice sayılamaz güzelliklerde babanın fersah fersah ötesindedir.
Gelin, son sözü birlikte söyleyelim:
Öyle bir toprağa düşelim ki, son günümüzde olsun HUZUR bulalım.