728 x 90

Unutma! Farkında Olduğun Kadar Güçlüsün – 21 Anlayalım Artık! Kitapsız Olmuyor

Unutma! Farkında Olduğun Kadar Güçlüsün – 21 Anlayalım Artık! Kitapsız Olmuyor

Unutma! Farkında Olduğun Kadar Güçlüsün – 21 Anlayalım Artık! Kitapsız Olmuyor

Gençler! Bir dersin en önemli paydaşları dersin öğreticisi/hocası ve o dersi alan öğrencilerdir.  Bu iki paydaştan birisi olmazsa ders işlen/e/mez. Zira Arapça kökenli bir kelime olan ders, “öğretmenin öğrenciye belirli bir sürede verdiği bilgi”dir.[i] Demek oluyor ki, öğrenciler üniversite yaşamları boyunca uzmanlığına aday oldukları alanların zorunlu/seçmeli derslerinde hocaları tarafından bilgilendirilerek nitelikli hale getiriliyorlar.

Dersin işlevinin yerine gelmesi, diğer bir deyişle öğrencilerin o derse ilişkin bilgi düzeylerinin üst seviyelere çıkarılabilmesi için öğreticiler öğretim gereçlerinden faydalanırlar. Bu öğretim gereçleri “ders kitabı, sözlük, film vb. gibi daha çok basılı ve yazılı öğretme-öğrenme” malzemelerinden oluşur.[ii] Dönemin ilk derslerinde hocalar kullanacakları öğretim yöntemi ile temin edilmesi gereken öğretim gereçleri hakkında öğrencileri bilgilendirirler. Aslında bu bilgiler ve daha fazlası bölüm ders kataloğunda yer alan ders izlencelerinde de bulunur, tabii merak edip araştıran öğrenciler için. Yeri gelmişken her dersin hocası tarafından hazırlanmış ders izlencelerinin incelenmesinin, özellikle de seçimlik ders tercihlerinin daha doğru yapılabilmesi bakımından önem arz ettiğini vurgulamalıyım.

Uzatmayalım, derslerde sıklıkla kullanılan öğretim gereci o ders hakkında yazılmış ders kitaplarıdır. Ders kitabı, doğrudan o dersin hocasının yazdığı bir kitap olabileceği gibi o alanda yetkinliği/yeterliliğiyle öne çıkmış diğer hocaların kitapları da olabilmektedir. Öğrenciden belirlenmiş ders kitabını temin etmesi ve her derste işlenecek (hocanın önceden bilgilendirmesi doğrultusunda) konuya ilişkin kısmını önceden en az bir kez okuyarak derse gelmesi talep edilir ki hem derse katılım hem de öğrenme düzeyi daha yüksek olsun.

Ne kadar makul bir talep değil mi? Üniversite öğrencisi, ders, ders devamı, ders kitabı, kitabın okunması, katılım ve bilgilenme düzeyinin yükselmesi ve nihayetinde başarı, bütün bu olgulara itiraz etmek mümkün mü? Değil tabii, bu olgular bir boyutuyla üniversite ortamı için olmazsa olmaz, diğer bir boyutuyla rutin olgulardır; aksi durumların olması aslında yadırgatıcıdır.

Şimdi bu makul talebin öğrenciler tarafından nasıl algılandığını ve uygulamasını birlikte değerlendirelim, yalnız değerlendirmeye geçmeden önce ekonomik olanaksızlık nedeniyle – tek tük de olsa, olabiliyor – ders kitabını alamayanları değerlendirme dışında tuttuğumuzu da söylemeliyim.

Sayısı maalesef neredeyse bir elin parmakları kadar bile olmayan bir öğrenci grubu ders hocasının önerdiği kaynak kitabı alıyor, yanı sıra o alanda yazılmış başka bir kitabı da alıyor, hocanın işleneceğini önceden duyurduğu kısımları okuyor, inceliyor, anlamadığı yerleri not ediyor ve derse o şekilde katılıyor. Bu öğrenciler, ders esnasında, önceden hazırlanmış olmanın özgüveniyle gerek soruları gerekse de yorumlarıyla, tabiri caizse ‘ben buradayım’ derler; kendilerini göstermek için özel bir çaba sarf etmeseler dahi derse katkıları nedeniyle şıp diye fark edilirler.

Yine sayıca çok olmayan bir grup öğrenci – dersi alan toplam öğrenci sayısının 100 olduğunu kabul edecek olursak 10 kişi civarında – ,  önerilen ders kitabını temin eder, önceden okunması önerilen kısmı düz bir okumayla okur ve derse o şekilde katılım sağlar, ders esnasında ilgileri yüksektir, yer yer soru sorar, yorum yaparlar. Varlıkları bir öncekiler kadar belirgin olmasa da, yoklukları hemen fark edilecek öğrenciler olduklarından kıymetleri yüksek, gelişmeye açık tiplerdir.

Hatırı sayılır bir grup öğrenci ise – 40 ila 50 arası öğrenci diyebiliriz – , dersin kitabını temin eder, beraberinde taşır, yalnız okunması önceden önerilen kısımları okuma zahmetine hiç katlanmaz, dolayısıyla derste de katılım düzeyleri sıfıra yakın bir kitledir. Kitabı alma ve beraberinde sınıfa getirmesinin arkasındaki en temel neden es kaza hoca “kitabın nerde?” diye sorar endişesi ve sınav öncelerinde kullanmaktır ki bu da güzel.

Bir grup öğrenci ki sayıları 20’ye yakındır, bunlar ders devamını ciddiye almazlar. Ders kitabını alır, yalnız önceden okunması önerilen kısımları bırakın okumayı, diğer işlerden (?) fırsat bulup derse uğradıklarında ders kitabını beraberlerinde getirme zahmetine bile katlanmazlar.  ‘Kitabın niçin yanında değil?’ diye sorulduğunda da ‘yurtta kaldı’ , ‘evde unuttum’ gibi oldukça anlamlı (?) cevaplar vermekten de hiçbir rahatsızlık duymazlar.

Son bir öğrenci grubundan bahsedebiliriz ki bunların sayısı da yaklaşık 10 civarındadır. Bunlar da arada bir derse uğramak gibi yüksek sorumluluk (?) duygusuna sahiptirler. Bu tiplerin, okunması gereken kısımları önceden okumak gibi bir olanakları yoktur, zira lütfedip ders kitabını alma tercihinde bile bulunmamışlardır, gerekçeleri ise hiçbir şekilde ekonomik olanaksızlık değil, tamamen ilgisizlik ve sorumsuzluktur.

Sadede gelip, bağlayalım. Arkadaşlar! Yeniliklerin baş döndürücü bir hız kazandığı günümüz dünyasında bilgiyi üretip, ürettiği bilgiyi işlevsel olarak kullanamayan toplumların/milletlerin diğerleriyle rekabet şansı yoktur demiyorum, abartı saymayın lütfen, onlara köle olmaktan başka bir ihtimalleri yoktur. O nedenle, ister matbu isterse de elektronik olsun; ister ders kitabı, isterse de farklı konularda yazılmış kitaplar olsun, en temel bilgi objesi olan kitaplarla aramızı çok iyi tutmak tercih değil zorunluluktur. Bunu bir üniversite öğrencisine anlatamamışsak ve manzara yukarıda özetlendiği gibiyse varın siz sorunun büyüklüğünü ve de çözümün nerede olduğunu düşünün…

[i] Türk Dil Kurumu Sözlüğü, ‘Ders’ kelimesinin anlamı, https://sozluk.gov.tr/, Erişim Tareihi:16.01.2026

[ii] Ali Gurbetoğlu, Öğretim İlke ve Yöntemleri, http://www.agurbetoglu.com/1sunular.html, Erişim Tarihi:16.01.2026

Recep TEMEL
ADMINISTRATOR
PROFILE