Unutma! Farkında Olduğun Kadar Güçlüsün – 20 Derse Devam Öğrenmenin Ön Şartıdır
Gençler! Üniversiteye gelene kadar öğretmenlerinizden herhalde en sık duyduğunuz ifadelerden birisi, öğrenmek için öğretmenin anlatımına odaklanmanın ve dikkat dağıtıcı eylemlerden kaçınmanın lüzumunu vurgulayan “Ders, derste öğrenilir” klişesidir. Üniversite öğretiminde durum farklı mıdır? Özünde bir farklılık yoktur. Ders veriminin yükseltilmesi için gerekli ön hazırlıklar yapıldıktan (ön okuma, araştırmalar gibi) sonra ders esnasında hocaya odaklanılmalı, dikkati dağıtıcı faaliyetlerden özellikle kaçınılmalıdır. Burada ince bir nokta var, fark ettiniz diye düşünüyorum; dersten verim alınabilmesi için öncelikle dersin saatinde, ders dokümantasyonuyla birlikte dersin işleneceği derslikte hazır bulunmak, diğer bir deyişle derse düzenli devam etmek gerekmektedir.
Biliyorsunuz, üniversitede lisans düzeyinde öğretim sekiz yarıyıldan (sömestr), her yarıyıl da on dört hafta olarak planlanmış öğretim faaliyetinden oluşur. İlk hafta dersinde genellikle ders işlenmez, ‘tanışma ve dersin takdimi’ başlığı altında, dersin anlatım yöntemi, öğrenme gereçleri, öğrencilerden beklentiler, başarının nasıl değerlendirileceği vb. merak edilebilecek konularda ders sorumlusu tarafından bilgilendirme yapılır.
Kalan haftalardan birinde vize veya ara sınav adı verilen bir sınav yapılır ki genellikle yarıyılın yedi veya sekizinci haftasında gerçekleştirilir. Ara sınav haftasında genellikle ders işlenmez. Zira öğrencinin bir taraftan dersleri takip edip diğer taraftan sınavlara girmesi verim bakımından uygun düşmemektedir. Böylelikle on dört haftanın bir haftası tanışma, bir haftası da vize sınavı nedeniyle ders işlenmeden geçirilmiş olur. Sıkı durum, şimdi size üniversitelerimizde adeta kural haline gelmiş bir uygulamadan bahsedeceğim, merak ettiniz değil mi? Yok yok, merak etmeyin, sizin çoğunluğunuz, tamamınız mı demeliydim, konuyu zaten biliyorsunuz; bilmekten de öte konunun gönüllü başoyuncususunuz. Merakınızı gidereyim, bahsetmek istediğim konu mevzuatta olmayan ancak çok zeki ve bir o kadar da çalışkan (?!) öğrencilerce ihdas edilen doğal tatil haftası; kazanılmış bir hak olarak görülen ve uygulamasında hiçbir tereddüt yaşanmayan, vize haftası sonrası memleket ziyaretleri. Konumuza dönecek olursak, gitti mi bir hafta daha (kimi öğrenciler için iki haftaya da çıkabilir bu ziyaret süresi) ve kalan toplam ders haftası on bir hafta. Bu on bir haftanın genellikle bir haftasının da tatil cenneti ülkemizin resmi tatil günlerinden birine denk gelmesi hiç sürpriz değildir, sonuç kalan on hafta.
Durun, durun bitmedi daha. Bir de mevzuat gereği, öğrencinin olağanüstü durumlarla karşılaşması halinde mağduriyet yaşamaması için tanımlanmış olan toplam ders haftasının %30’u kadar devamsızlık hakkı vardır ki genellikle dört hafta olarak kabul edilir. Hastalık, kaza vb. nedenlerle ders devamında kısa süreli yaşanabilecek olağanüstülükleri telafi nedeniyle düzenlenmiş bir hak olmasına rağmen, öğrenciler bu hakkı kullanmak için adeta can atarlar, hukuki olması nedeniyle de kimsenin diyeceği bir şey yoktur. Ancak dört haftanın aşılması ve devamsızlık bilgilerinin ders takip sistemine girilmesi durumunda öğrencinin doğrudan dersten kalması yaptırımı söz konusudur.
Şimdi gelin bir hesap yapalım. Tanışma haftası ve vize haftası nedeniyle ders yapılamadı, etti iki hafta. Bir hafta resmi tatil gününe denk geldiğinden ders yapılamadı, yaptı üç hafta. Vize haftasından sonraki ders haftasını kendinize doğal tatil ilan ettiniz (Nasıl olsa dört hafta devamsızlık hakkınız var ya) oldu size dört hafta. Mevzuat gereği tanımlanmış dört haftalık devamsızlık hakkından üç hafta kalmıştı, onları da kullandınız ve derslere gitmediniz, etti yedi hafta. Devam takibi konusunda titiz davranmayanları bir kenara koyarak, ders devamını ciddiye alan bir ders sorumlusu olduğunu kabul edelim ve bu şartlarda bir öğrenci on dört haftalık ders döneminin yedi haftasında yani yarısında dersle ilgili herhangi bir aktivitede bulunamayacaktır.
On dört haftanın yarısında ister zorunlu isterse de seçmeli ders olsun, dersin içeriği hakkında hiçbir bilgi edinmeyen bir öğrencinin o dersle ilgili yeterliliği/yetkinliği ne düzeyde olacaktır? Lafı eğip bükmeye gerek yok, bu konumdaki bir öğrencinin o dersin içeriği hakkında tatmin edici düzeyde bilgi sahibi olması mümkün değildir. Peki, kaybedeceği sadece o haftalarda anlatılan ders konuları mıdır? Hayır, sadece o haftalarda işlenen konular kaybedilmeyecek, kalan ders haftalarında derse gidilmiş olsa bile kopukluktan dolayı takip eden konuların anlaşılmasında güçlük yaşanacaktır. Ayrıca ders sorumlusunun akademik derinliğine bağlı olarak ders esnasında paylaşacağı ders harici bilgi ve deneyimlerinden yoksun kalınması da cabası.
Anlatılan yaklaşımı diğer derslerde de uygulayan bir öğrencinin ne denli nitelikli bir mezun ve sonrasında da meslek mensubu olabileceğini – olabilecekse tabii – varın gayrı siz düşünün. Toplumsal yaşamdaki rollerinde de aynı sorumsuzluğu sergileyeceği düşünüldüğünde – aksinin olması pek mümkün değildir – başta yakın çevresi olmak üzere topluma zarardan öte bir şey kazandırmayacağı da kesindir.
Evet gençler! Siz, siz olun mazeret teşkil edecek durumlar dışında derslerinizi düzenli takip edin ve devam sorumluluğunuzu yerine getirerek ilginizi somutlaştırın. Mezuniyet sonrası istihdam alanlarında yaşanan rekabeti anlatmaya gerek yok. Sizleri bekleyen yoğun rekabet sürecinde avantaj sağlayabilmek için birinci sınıftan itibaren işi sıkı tutunuz ve her dersin hakkını vererek geçiniz.
Konu anlaşılmıştır umarım, anlayanlar anlamayanlara anlatabilirler. Biz de söze girerken vurguladığımız üniversite öncesi öğretmenlerimizin “Ders, derste öğrenilir” klişesini bir adım ileriye taşıyarak konuyu bağlayalım:
ÖĞRENME BAŞARININ, DERSE DEVAM İSE ÖĞRENMENİN ÖN ŞARTIDIR.
